Saklanmak Üzerine
- amaepsikoloji
- 24 Nis 2024
- 3 dakikada okunur

Saklanma eylemine çocukken sık sık oynadığımız ce-e oyunu ve saklambaç oyunundan aşinayız aslında. Bu oyunlar var olmanın ve yok olmanın, kaybolmanın ve bulunmanın dramasını içeren bir bağlanma hikayesidir. Ebeveyn ve çocuk arasında güvenli bir alan inşa etmeye yardımcı olabilir. Çünkü çocuk bir yerlerde saklansa bile birileri tarafından bulunacağını ve fark edileceğini kavrar. Saklanmak elbette sadece çocukken oynadığımız oyunlardan ibaret değil; farklı yaşlarda, farklı ilişkilerde bazen daha komplike bazense tamamen bilinçdışı saklanma hallerinden bahsetmek mümkün olabilir.
Bu noktada İngiliz psikanalist Donald Winnicott’un gelişim kuramı oldukça önemli. Temel bakım verenlerin bebekleri ile kurdukları ilişki bebek için oldukça şekillendiricidir. Tıpkı ce-e oyununda olduğu gibi annenin yokluğu da varlığı kadar önem arz eder. Winnicot bu öneme vurgu yapmak üzere “yeterince iyi anne” terimini kullanır. Yeterince iyi anne, bebeğini “düşmeyecek şekilde sıkı, boğmayacak şekilde gevşek tutan” yani bebeğinin fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına dikkat kesilebilen ancak insani eksiklikleri de olan kişidir. Yeterince iyi anne; bebeğine bakım veren, gelişmesini destekleyen ancak travmatik olmayacak düzeyde bir yoksunluk ve mahrumiyete de alan açabilen annedir.
'Yeterince iyi anne’ye sahip bir bebeğin inançları; arzularının görüldüğü, önemsendiği ve kabul edilebilir olduğu yönünde pekişir. Bu bebek tıpkı annesinin bebeğinin arzularıyla olumlu bir ilişkide olması gibi, kendi arzularıyla ve benliğiyle barışıktır. Fakat bazı durumlarda, bebeğin bazı ihtiyaçları görülmeyebilir veya ebeveynleri bu ihtiyaçlara bir yanıt veremeyebilir. Bu noktada bebek; bilinçdışı bir yerden arzularının kabul edilmediğini düşünerek kendi arzularını örtbas eder, ebeveynin bilinçdışı ihtiyaçlarına ve yanıtlarına uygun yeni arzular geliştirir, onunla uyumlanmaya çalışır ve sahte benliğin gelişimi böylece başlar.
Temelde anne tarafından kabul görmek ve bakım almayı sürdürebilmekle ilişkili olan sahte benlik, annenin bilinçli ve bilinçdışı ihtiyaçları için tetikte olan ve buna adapte olan benliktir. Kişi artık kendi ihtiyaçlarını, yani gerçek benliğini göz ardı ederek dış dünyanın isteyeceğine inandığı şekilde bir benlik sunar. Örneğin, çocuğun koşturarak, gülüp bağırarak oyun oynama isteğine karşılık ebeveynin bundan rahatsız olarak çocuktan “usluca” oturmasını beklemesi üzerine çocuk, ebeveynin rahatsızlığını gidermek ve arzusunu karşılamak üzere uslu çocuk rolüne bürünebilir. Bunun sonucu olarak, yetişkinlikte de başkalarına sorun çıkarmayan, bulunduğu ortamlarda kendisinden istenileni yapan uslu bir yetişkin rolünde sahte benlik geliştirmesi beklenebilir. Bir başka örnek olarak, ağladığında ebeveynleri tarafından “ağlamak güçsüzlüktür, sen ağlayınca biz çok üzülüyoruz” gibi cümleler işiten bir çocuk, yetişkinlikte de kırılgan taraflarını gizlediği, bu şekilde daha güçlü gözüktüğüne inandığı bir sahte benlik geliştirebilir. Bu durumu, bilinçdışı arzuların saklanma hali olarak düşünebiliriz.
Erken dönem anne-bebek ilişkisinin ardından kurduğumuz ilişkilerde de kendimizle alakalı varlığından utanç duyduğumuz, göz önünde tutmak istemediğimiz, çekindiğimiz bazı şeyleri -yani gerçek benliğimizi- saklama eğiliminde olabiliriz. Fakat bu utanç duyulan şeylerin hiç gün yüzüne çıkmaması ve hep bir yerlerde gömülü kalması ise olduğumuz halimiz ile görülmeme, buna bağlı olarak anlaşılamama ve fark edilmeme hissini beraberinde getirebilir.
Psikanalitik açıdan bakacak olursak, insanı tanımlamalarla değil de zıtlıklar içinde salınan bir varolma haliyle ele alan psikanalize göre saklanmak bir yandan da fark edilmekle yakından ilişkilidir. Saklanıp da birileri tarafından hatta belki de kendimiz tarafından fark edilememek ve bulunamamak yanında büyük hayal kırıklıklarını getirebilir. Bu noktada Winnicott’un ünlü sözü ‘’Saklanmak bir keyif, bulunamamaksa felakettir.’’, saklanmanın sonucunda bulunamamanın getirdiği ruhsal acıya dikkat çekiyor. Bu nedenle aslında bulunamayacağımız kadar derine saklanmak istemeyebiliriz ve bulunduğumuzda ise bundan bir rahatlık duyabiliriz. Tıpkı çocukken oynadığımız saklambaç oyununda hiç bulunamayacağımız yerlere saklanmamamız ve içten içe ebelenmenin yarattığı heyecana kapılmamız gibi.
Günlük hayatta bilinçli saklanmalarla birlikte bilinçdışı saklanmaların varlığından da bahsedebiliriz. Romantik bir ilişkide, öfke yaratan bir durumun karşıdaki tarafından fark edilme arzusu ile saklanması ve anlaşılmanın beklenmesi bilinçli saklanmaya örnek olabilirken ilişkilerde tamamen bilinçdışı bir şekilde duyguları izole etmek ve öfke varsa bile bunun farkında bile olmamak bilinçdışı bir saklanma olarak ele alınabilir.
Ötekilerle kurduğumuz ilişkilerin yanısıra kendimizle olan ilişkimizde de bazen çok bilinçdışı yollarla saklanma ihtiyacı güdebiliriz. Yani sadece ötekilerden değil, kendimizden de bir şeyleri gizleyebiliriz. Saklanmak bir tarafdan belli bir farkındalığı da içermekte ancak bu gizlenen taraflar insan için fark etmesi, temas etmesi ve kabullenmesi oldukça güç, zor ve karmaşık duygular uyandıran taraflar olabilir. Tam da bu noktada terapide bir ötekinin eşliği, göremediğiniz yerlere bakmaya gönüllülüğü, yargılanmadan ve utandırılmada dinlediğiniz bir terapi ilişkisi bu teması kuvvetlendirebilir.
Yazar: Stajyer Psk. Gamze Bilim
Referanslar
Israelievitch, G. (2008). Hiding and Seeking and Being Found: Reflections on the Hide-and-Seek
Game in the Clinical Playroom. Journal of Infant, Child, and Adolescent Psychotherapy, 7(1),
58–76.
Nesliah Zabcı ve Şeyda Postacı, Çocuk ve Ergen Psikanalizi: Kuramcılar ve Kavramlar, Yapıkredi
Yayınları, İstanbul, 2022
Bursa Psikiyatri, Benlik ve Kendilik Arasındaki İlişki, https://www.bursapsikiyatri.com/makale.php?






Yorumlar